Mimar Sinan'ın İstanbul'u

Ayasofya’yı yeniden yorumlayan planıyla Süleymaniye Camii, 1557 yılından bu yana İstanbul siluetinin ayrılmaz bir parçası.

Koca imparatorluğun üzerine titrediği başkenti İstanbul,  bir yeniçerinin maharetli ellerinde nasıl şekillendi?
“Günün birinde, saadetli padişahın artık iyice kocamış mimarbaşı Abdülmennan oğlu Sinan, zaman sayfasında adı ve izi kalıp hayırla anılmasına vesile olsun diye, bu kırık gönüllü, değersiz, elinden tutanı olmayan ve düşkün Sâî’den, hasbıhallerini, nazım ve nesri birleştirerek yazmamı arzu ettiler. Gücüm yettiğince yazıp anlatarak, sevinç kaynağı olan huzurlarına kırık dökük bir armağan ile vardım. Yazdığım bu risaleye de Tezkiretü’l Bünyân adını verdim. Bu destanı okuyan dostlardan dileğim, eksiklerini –olabildiği ölçüde– bağışlama eteğiyle örtüp, bu değersizi ‘yapıt veren hedef olur’ meydanına hedef tahtası etmemeleridir…”
Heybetli bir imparatorluğun topraklarında dünyaya gözünü açan, “mertebeden mertebeye” geçen, uzun bir ömür yaşayan, tam dört padişahın hükümdarlığına tanıklık eden, sadece mescitlerinin sayısı dört yüzü aşan başmimar Sinan, şöhretini ebedileştirmek ve ölümünden sonra da hayır dualarıyla anılmak istediği için bizzat sipariş eder şair–nakkaş Mustafa Sâî’ye otobiyografisini. O anlatır, Sâî dinler, not alır, yazar. Önsöze de yukarıdaki cümleleri sıralar. O mimarbaşıdır ki, eserleriyle sadece bir devre değil yüzyıllara, yalnız İstanbul’a değil imparatorluk sınırları içinde sayısız kente adını yazmıştır. Çok şeyle anılır Sinan. Ama en çok da siluetini şekillendirdiği İstanbul’la…

Mimar Sinan, eserlerinin yaklaşık yüzde 75’ini İstanbul’da inşa etti. Bir semte düşen eser sayısı yer yer o kadar fazla olabiliyor ki, sıradan bir günde karnını doyuran veya otobüs bekleyen insanlar kafalarını kaldırdıklarında Sinan’ın birkaç eserini birden görebiliyor. [Fotoğraf: Dinçer Dinç]

NOT: Yazının devamı için http://nationalgeographic.com.tr/makale/mayis_2015/mimar-sinanin-istanbulu/2463 web sayfasının ziyaret edebilirsiniz.