Scroll to top

Bilgi Paylaşımı: Dönüşümün İzleri


admin - 7 Temmuz 2014 - 0 comments

Tarihin tanık olduğu tüm gemiler, iki temel teknikle yapılır. “Kabuk ilk” ismini taşıyan ilk teknikte geminin önce dışı inşa edilir, tüm bölümleri sonradan bu kabuğun içine eklenir. Ortaçağın ikinci yarısında belirmeye başlayan “iskelet ilk” tekniğinde ise gemi, iskelet üzerinde yapılandırılır. Theodosius Limanı’nda bulunan ve 10. yüzyıl sonuna tarihlenen iki yük gemisinin günümüze ulaşan bölümleri, tesadüf eseri birbirini tamamlar nitelikteydi. Sualtı Arkeoloji Enstitüsü arkeologları, üzerinde çalıştıkları bu iki batıkla “kabuk ilk” yönteminin 11. yüzyıl başında hâlâ kullanıdığını dünyada ilk kez ortaya koydu.
Ticaret Gemileri / Yenikapı I
Yenikapı I olarak adlandırdığımız ilk batık, 10. yüzyıl sonlarına tarihlenen bir gemi. Başta ve kıçta yarım güverteleri bulunan bu küçük yük gemisi, tek direkliydi ve Latin yelken donanımı ile seyir yapıyordu. Gemiden günümüze bir tek omurga, bir döşek (geminin posta veya kaburgalarını oluşturan parçalardan omurga üstüne gelen bölümü) ve sancak tarafı ulaşmıştı. Yaklaşık 6.5 metrelik bir bölümü korunan geminin orijinal boyu 10 metre olmalıydı.
Gemi üzerinde iki adet demir tipik “Y” formunda çapa bulundu. Bu dönem için demir çapalar çok değerli malzemelerdi. Bazı ortaçağ sözleşmeleri, gemilerin tonajına göre kaç adet ve ne ağırlıkta çapa taşımaları gerektiğini açıkca belirtir. Kazı alanında çapaların o dönemdeki değerini, çeyiz listelerinde yer almalarından da anlarız. Kazı alanında çapalara ulaşılması, geminin batar batmaz kumla kaplandığını ve eşyaları kurtarma şansı kalmadığını gösteriyor.
Yenikapı I (YK I), mevcut yapısı ile son derece karmaşık bir düzene sahip. Omurgasından su kesiminin biraz üzerine kadar “kabuk ilk” yöntemi ile inşa edilmiş. Bu yöntemde gemi, bir iskelet olmaksızın, dış yüzeyini oluşturan kaplama tahtalarının zıvanalarla birbirine tutturulmasıyla inşaa edilir. Geminin formu bu şekilde ortaya çıktıktan sonra, sadece takviye amacıyla gemiye kaburgalar veya postalar (omurgaya dik inen elemanlar) eklenir. Ve iskelet bu postalarla oluşturulur. Ancak iskeletin ortaya çıkması, geminin yapım tekniğinin de değişmesine yol açar. Çünkü postaların boyu, geminin sualtında kalan kısmını (karina) aşar ve su kesiminin üstünde kalan kısmı (borda) için ustasına hazır bir iskelet üzerinde çalışma şansı verir. Dolayı sıyla geminin su üstünde kalan bölümünde kaplama tahtalarının zıvanalarla birbirine eklenmesine ihtiyaç kalmaz; dövme demir çivilerle iskelet üzerine doğrudan çakılır. Sonuç olarak geminin karinası eski “kabuk ilk” yöntemiyle, bordası ise bugün de kullanılan “islelet ilk” yöntemiyle inşa edilmiş olur. Bu karışık sistemin varlığı, INA’nın 1961-1964 yıllarında Bodrum Yassıada’da kazdığı 7. yüzyıl batığında ilk kez ileri sürülmüştü. Fakat iki yöntemin birlikte kullanıldığını kesin belgeleyen ilk batık YK I oldu.
Geminin su geçirmezliği, kaplama tahtalarının arasına birleştirilmeden önce macun benzeri bir maddenin sürülmesiyle sağlanmış. Çam ağacı zifti ve reçinesinin kaynatılıp içine kuru ot parçacı kları karıştırılmasıyla elde edilen bu macun, kaplamalar birbirlerine eklendiğinde, armuz (kaplamaların uç uca eklendiği yer) boşluklarını doldurarak geminin su almasını önlemiş. Söz konusu işlem bugünkü kalafatlama işlemini andırsa da oldukça farklı: Kalafatlamada sızdırmazlığı sağlayacak malzeme armuz aralarına açılan yuvaya, kalafat demiri denen bir alet ve tokmakla dövülerek sokulur. Halbuki “kabuk ilk” yöntemiyle yapılan gemilerin armuz aralarında zıvanalar veya kavelalar bulunduğundan, bu boşluğa kalafat sokmak hem çok zor, hem de zıvana veya kavelalara zarar verebilceği için risklidir. “Kabuk ilk” yönteminde kalafatlama görülmemesinin nedeni de budur. Diğer taraftan YK I’in “iskelet ilk” yöntemiyle yapılan bordası nda kaplamalar doğrudan postalara çakıldığı için kaplama tahtaları üst üste bindirilirken kavelaya ihtiyaç duyulmamış. Bu nedenle, bugünkü anlamda ilk kalafat örneklerini YK I’in bu kesiminin üstünde kalan yarısında aramak gerekiyordu. Ve nitekim, geminin bordasında bol miktarda kalafat gözlemledik. Bu kısımdaki kalafatın en azından bir bölümünün armuz aralarına sonradan tatbik edildiğini sanıyoruz.
Yaşlı bir gemi olan YK I, batmadan önce büyük bir onarımdan geçirilerek revize edilmiş ve daha fazla yük alabilmek için küpeştesi (geminin etrafının kuşatan yüksek bölümleri) yükseltilmiş. Meşe dışındaki ağaçlar, geminin geçirdiği onarımlarda sonradan eklenen parçalar. Zayıf olduğu için gemi inşaasında pek tercih edilmeyen kavak bu eklere örnek. Kaplama tahtalarını tutturmakta kullanılan kavelalar, bordayı yükselterek geminin daha fazla yük almasını sağlayan iki sıra tahtanın tutturulmasında kullanılmamış. Söz konusu iki sıra, eklenen yeni postalara demir çivilerle çakılmış. Yaşlanan ve kavelaları atmaya başlayan geminin desteklenmesi için de bu demir çiviler kullanılmış. Küpeştenin yükseltilmesi, indirme – bindirme işlemini zorlaştıracağından, borda tahtalarından bir tanesi seyyar bırakılmış. Yükseltilen küpeşte ve bu sayede alınan fazla yük, geminin fırtınada batmasını kolaylaştırmış olabilir.
ATLAS 2007 TEMMUZ SAYI / 90

Related posts

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir