Scroll to top

Bilgi Paylaşımı: İstanbul Dereleri


admin - 23 Haziran 2014 - 1 comment

İstanbul, denizleri, Boğaz’ı, gölleri ve yüzlerce deresiyle bir su cennetiydi. Adına gelişme, ilerleme denen süreç, İstanbul’un suyunu kuruttu. Dereler ya binalarla doldu ya da ‘ıslah’ edilip yeraltına hapsedildi. “Istranca dereleri İstanbul’a akacak.” İstanbul’un gelecek yıllardaki su ihtiyacını karşılamak için yapılan bir projenin sloganını duymayan yoktur. İyi de neden Istranca derelerini İstanbul’a akıtıyoruz? İstanbul’da dere yok mu? Varsa neden ta Istranca Dağları’ndan su getirmeye çalışıyoruz? Yoksa… Gerçekten İstanbul’da dere yok mu? Veya eskiden vardı da şimdi mi yok oldu? Nereye gitti bu dereler? İstanbul’un topografyasına baktığımızda büyük bir derenin (ya da nehrin mi demeli? ) İstanbul’u tam ortadan ikiye böldüğünü görürüz… Oluşumu tartışmalı olsa da İstanbul Boğazı büyük bir vadi ve bu vadinin içinden iki denizi birbirine bağlayan kocaman iki dere akıyor. Üstten akan sular Marmara’ya, alttan akan sular da Karadeniz’e gidiyor. Ortasından bu kadar büyük ve ilginç bir nehir akan bir kentte başka derelerin olması kaçınılmaz. İstanbul’un derelerini kabaca kentin içinden ve dışından akan dereler olarak ikiye ayırmak mümkün. Boğazın doğusundaki üç baraj derelerden gelen suların biriktirilmesi ile meydana gelmiş. Akarsular hapsedilerek durağan göllere dönüştürülmüş. Kentin içinden akan dereleri ise ne yazık ki ya kirletilerek birer pislik yuvasına dönüştürülmüş ya da ıslah çalışması adı altında yok edilmiş.Oysa İstanbul’un en önemli özelliği bir su şehri olmasıydı. Denizleri, gölleri ve yüzlerce deresiyle bir su cennetiydi ve binlerce yıl bu zenginliğin olanaklarından yararlanmış, bir dünya kenti haline bu sayede gelebilmişti. O sadece imparatorlukların değil, suyun da başkentiydi. Suyun yarattığı mucizeler, onun hareket alanını ve kapasitesini inanılmaz boyutlara ulaştırmıştı. Açıkçası su, İstanbul için bütün nimetlerin başında geliyordu. Her köşesinden neredeyse birkaç dere akan veya bunca nüfusa rağmen yeraltı su kaynaklarının hâlâ varlığını koruduğu başka bir şehir var mıdır acaba?
İstanbul, binlerce yıl su kaynaklarını, derelerini, denizlerini korumayı bildi. Yapılaşmanın büyümesine bağlı olarak kuşkusuz bazı olumsuzluklar eskiden de yaşandı ama son elli yılda yaşananların yanında lafı bile olmazdı. Sanayileşme ve modernleşme çabaları en büyük darbeyi, İstanbul’un su kaynaklarına vurdu. Adına gelişme, ilerleme denen süreç, İstanbul’un suyunu kuruttu. Denizlerini yaşanmaz hale getirdi. Denizlerini, derelerini koruyamayan şehir, şimdi içme suyu kaynaklarını, içme suyunun toplandığı barajlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Eskiden dereleri kurutup üzerine binalar inşa eden zihniyet, şimdi barajların su havzalarına dadandı. Elmalı ya da Ömerli Barajı’nın bir süre sonra Kurbağalıdere haline geldiğini düşünün… Abartı sanılmasın, aklı başında herkes tehlikeyi görüyor ve uyarıyor.Atlas Dergisi  Ocak 17 2011 Yazı: Yıldırım Güngör

Boğulan Dere: Fabrikalar, sanayi siteleri ve yerleşim alanlarının           
ortasında kalan Ayamama Deresi, TEM Otoyolu'nu Atatürk Havalimanı'na           
bağlayan yol boyunca akarak Yeşilyurt'tan denize dökülüyor. Trilyonlarca           
liralık yatırımlarla kurulmuş tesisler, her an derenin tehdidi altında.           
Yoğun yağmurlarda dere taşıyor ve çevresindeki kuruluşları sular           
altında bırakıyor. TEM Otoyolu'nun ve bağlantı yollarının üzerine           
kurulduğu vadiden akan dere, yapılaşma nedeniyle hızla kirlendi. Ayamama           
Deresi, buraya dökülen atıklar arıtılmadığı için hastalık ve koku           
saçıyor.

Related posts

1 yorum

  1. admin

    3 yıl önce yazılmış bu gün İstanbul kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya Türkiye’nin en büyük kentlerinden birinin geldiği bu durum gerçekten çok düşündürücü

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir