Scroll to top

PETERSBURG: 300 YILLIK GÖRKEM


admin - 28 Nisan 2014 - 0 comments

Tamamen Avrupa mimarisiyle. Bu kentte yaşayan Dostoyevski, Yeraltından Notlar romanında St. Petersburg’u dünyanın en yapay kenti olarak anlatır. Petro, tüm ülkeyi batılılaştırmayı istemişti. Onlar gibi giyinmek, onlar gibi yaşamak, onlar gibi eğitilmek, onların takvimini kullanmak, onların dilini öğrenmek…
Sanırım dünyada pek az kent kısa sürede St. Petersburg kadar isim değiştirmiştir. Herkesin ”büyük” bizimse, neden bilinmez (belki çok çabuk öfkelendiği, papazların sakallarını kestirmeye gücü yetmediğinden serflerin sakallarını devlet zoruyla kestirdiği ya da bir oturuşta şişelerce votka içerek cinsel iştahı kabardığında çevresindekilere kadın erkek gözetmeden saldırdığı için) ”deli” sıfatını yakıştırdığımız Rus Çarı I. Petro ülkesini Avrupa’ya açarken kuzeyde, Neva’nın Baltık Denizi’ne döküldüğü bataklık bölgede yoktan (yüz binlerce ırgat, savaş tutsağı ve kölenin ölümü pahasına) yeni bir başkent var etti. Ve Rusya’nın yeni başkenti halkın kısaca ”Piter” dediği azizin adıyla anılır oldu. Petro’nun kenti, Bizans artığı Moskova’dan çok farklıydı. Soğan biçiminde rengârenk kubbeler, ahşap yapılar, Ortaçağ’dan kalma dar sokaklar yoktu burada. İtalyan mimar Domenico Trezzini, Neva’nın deltasına serpilmiş adalar üzerine kenti kurarken caddeleri cetvelle çizmiş, sarayların yüksekliğini Petro’nun bizzat kendisi saptamış, granit taşından rıhtımlar, Avrupa kentleri, özellikle de Amsterdam örnek alınarak mümkün olan en rasyonel biçimde inşa edilmişti. Peter ve Paul Kalesi’nin ilk taşını çar kendi elleriyle yerleştirmişti bataklık araziye. Temelleri su basmasın diye milyonlarca tahta kazık teker teker çamura çakılmış, Neva ve kolları Bolşaya ile Malaya’nın suladığı topraklar neredeyse Ladoga Gölü’ne dek sağlamlaştırılmıştı. Moskova’nın Bizans taklidi kubbeleri, Barok kiliselerin puslu gökyüzünü delen altın kaplama ”chpitz”lerine (oklara) bırakmıştı yerini. Devlet otoritesi artık bu sivri kulelerde simgeleşiyordu, Ortodoksluğun soğan kubbelerinde değil. Petro’nun tebaasından çok sevdiği gemiler de öyle, kanallar boyunca süzülüyor, yelkenleri kuzey rüzgârıyla şişince limandan demir alıp engine açılıyorlardı.

Related posts

Post a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir